11 Mayıs 2013 Cumartesi

DÜNÜRÜM EYÜP TOPÇU'YU KAYBETTİK


Eyüp Bey’in benim, benim de Eyüp beyin varlığından, dünyada olduğundan haberimiz bile yoktu. İnsanlar öyledir. Aynı dünyada, aynı kentte, hatta aynı apartmanda otururlar da birbirlerinin varlığından haberdar olmazlar. Modern insan yaşamı böyle.
Biz Eyüp Bey’le ne aynı kentte oturuyorduk ne de aynı mahallede. Bir gün Oğlumun bize tanıştırmak için getirdiği Eylem olmasa Eyüp Bey’in varlığından belki de hiçbir zaman haberimiz olmayacaktı.
İlk kez karşılaşmamız çocuklarımızın evlenme kararını resmiyete koymak için yaptığımız ziyaretle gerçekleşti.
Gerçek bir entelektüel gerçek bir sanatçıydı. Güncel konulara bakışı, analizleri ve fikirleri ne derecede aynı kulvarlarda olduğumuzu ortaya koymuştu.
Öğretmenlikten emekliydi ve daha da önemlisi bir sanat dalının uzmanı oluşuydu. Resim sanatının.
4 yıldan fazla sürdü dostluğumuz ve dünürlüğümüz. Çok daha fazla sürmesini dilerdim ama o bunu sürdüremedi.
Eyüp Bey, hemen her birlikteliğimizde yepyeni bir özelliğine şahit olduğum ender insanlardan biriydi. İnsanlarla inanılmaz sıcak ilişkiler kuruyor. Benim önünden hiç fark etmeden geçtiğim yerlere ilgi duyuyor ve girip oradaki insanlarla dostluklar tesis ediyor kalıcı ilişkiler kurabiliyordu.
İnce zevkini yansıtan özenle seçilmiş paha biçilmez antikalar biriktiriyor ve bunları evinde normal ihtiyaçlar için kullanmaktan da kaçınmıyordu. 
Kadıköy’deki neredeyse tüm antikacılarla tanışıyordu. Antikacı dükkânlarını bilirsiniz. Genelde genişlemiş boş zamanların içinde yaşayan, dostluğa ve sohbete yatkın insanlar olur. Her insanla konuşacak şeyi olan Eyüp Bey onlar için bulunmaz bir dosttu. Özellikle de bedava bir sanat danışmanı oluşu onun dostluğunu ve ziyaretlerini kıymetli kılıyordu. Birkaç defa birlikte uğradığımız bu antikacıların hep gösterecek bir tablosu veya değerlendirmesini istedikleri objelerinin olduğunu görmüştüm.
Bu dostluklar onun özenle seçip biriktirdiği antikaları daha kolay satın almasında işe yarıyordu. Eyüp Bey onlar için hem bir dost, hem bir exper, hem de bir müşteriydi. O danışmanlıktan para almazdı ama dostlarından daima parasını ödeyerek birşeyler alırdı.
Onun sabrına ve olaylar karşısında itidalini hiçbir zaman kaybetmemesine şaşar kalırdım. 30 Nisan 2012 günü Cerrahpaşa’da ameliyat olduğunda doktorların bize verdiği acı haberi hiç kimse ona bildirme sorumluluğunu üstüne almak istememişti. Ama o durumu hemen anlamıştı. Ameliyata girerken 6 ila 9 saat süreceği söylenmişti. Ama 1,5 saat sonra çıkması onun her şeyi anlamasına neden olmuştu. Sadece saati sormuş ve “anladım” demekle yetinmişti. Bir pankreas ameliyatı olarak öngörülen operasyon yapılacak bir şeyin kalmamış olması sonucuyla noktalanmış ve yara kapatılmıştı.
Onkolojiyle olan temaslarda da durum yüzüne karşı söylendiğinde en ufak bir panik ve ruhsal çöküntü göstermemişti.
Torunumuz onun en büyük yaşam kaynağıydı. Onun tüm ele avuca sığmazlığına ayak uydurmaya çalışıyor, adeta yepyeni bir hayatı yeniden yaşıyordu.
2011 yılı içinde birkaç defa Sapanca ve çevresinde almayı çok istediği bir küçük fıçıyı çok aramıştık. Bulamayınca yılmaz ısrarcılığı ile bu defa da istediğini yapabilecek bir marangoz aramaya başlamıştı. Ne yazık ki onu da bulamamıştı. 2012 yılbaşını çocuklarımızın yazlığında geçirmeye karar verdiğimizde ona ne yapıp edip bir küçük fıçı hediye etmek istemiştim. Tüm gayretlerim sonuçsuz kaldı. Tek adres vardı Bolu’daki turistik eşya satıcıları.  Yılbaşı arefesinde Bolu’ya kadar gitmeyi trafik nedeniyle göze alamamıştım. Şimdi o kadar pişmanım ki.
Eyüp Bey doktorların tahmininin neredeyse üç katı kadar bir zamanı yani tam bir yılı ümitleriyle, tasarılarıyla ve hobileri ile çevresindeki insanları hayrete düşürerek ve hayranlığını kazanarak yaşadı. Son birkaç haftaya kadar ayağındaki müthiş ağrıya rağmen dostlarını ziyaret ederek, gezilere çıkarak geçirdi.
Onu toprağa verdiğimiz gün evde üzerinde çalışıp neredeyse tamamlamış olduğu “kır evi maketini” görünce bir kez daha ne kadar saygı duyduğumu kavramış oldum. Bu onun hastalığını öğrendikten sonra memleketi Sinop'ta yaptırmayı tasarladığı evin maketiydi. "Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşa" emrine olan inanç bu olsa gerekti.
Son günlerinde birkaç defa adını andığı küçük yaşta kaybettiği kızı “Eriş” i rüyasında gördüğünü söylemiş. Tanrı inşallah cennetinde küçük kızı ve kaybettiği diğer yakınları ile buluşturur. Eyüp Bey seni hiç unutmayacağız. Nur içinde yat.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder