19 Mayıs 2013 Pazar

TOHUMLA GELEN DEHŞET (1)



Bu bir yazı dizisinin ilkidir. Uzun yazıp sizleri sıkmak yerine birer sayfa yazarak konuyu daha iyi ele almayı düşündüm.
2004 yılında bir kanun çıkar, 5042 sayılı “Yeni Bitki çeşitlerine ait Islahatçı haklarının korunmasına ilişkin kanun” kanun oldukça uzun ve hukuki terimlerle dolu. Ama özeti şu. Yerli şahıs ve kurumlarla anlaşmalı ülkelerin kişi ve şirketlerine bitki ıslahı hakkı verilmesi ve bu hakların güvence altına alınmasını öngörüyor.
2006 yılında çıkarılan 5553 sayılı yasada ise özetle Tarım Bakanlığından sertifika almamış tohumların üretimine ve pazarlanmasına cezai hükümler gerektirir. Ayrıca sertifikası olmayan tohumlardan elde edilen ürünlerin de satılamayacağı hükmü getiriliyor ve Türkiye’de yatırım yapan yabancı sermayeye de büyük ve garantili bir pazar açılıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Buğday ekerdiniz eskiden ve bunun bir kısmını tohumluk olarak, bir kısmını kendi yiyeceğiniz için ayırır, gerisini satardınız. Şimdi bu yasaya göre bunu yapamayacaksınız. Mesela komşunuzla tohumluk takası yapamayacaksınız. Zira verdiğiniz ve aldığınız tohumluk sertifikalı değil. Ürünü satamayacaksınız zira elde ettiğiniz ürünün tohumunun sertifikası yok. Sertifika alamayacaksınız çünkü bakanlıktan tohum ıslahatçısı olarak sertifika almanız mümkün değil.
Yani sertifika almış tohumculuk şirketlerine hem de her yıl mecbursunuz. Binlerce yıldır insanlar sertifikasız buğday, arpa, yulaf, ayçiçeği, mısır, karpuz, kavun, domates, biber, salatalık….. üretiyordu da neden şimdi buna ihtiyaç oldu. Bundan sonraki yazımda bunun hikâyesini nakledeceğim.
Peki kim bu sertifikalı tohum üreten şirketler? Başta ABD ve İsrail olmak üzere yabancı şirketler ve onların Türkiye temsilcileri.
Bu yasalarla ne yapılmak isteniyor. Bu yasada “Daha kaliteli ürün yetiştirmek falan gibi amaçlarla yapıldığı” yazılıyor. Oysa işin gerçeği bu şirketlere pazar açmak ve kazançlarını garanti etmek.
Şimdi ne oluyor biliyor musunuz? Bu zorlukları göğüsleyemeyen çifçi tarlasını ekmekten vazgeçip devletin verdiği dönüm başına cüzi bir parayı almakla yetiniyor. Bu boşluk da ithal edilen ürünle dolduruluyor. Tıpkı petrole, doğalgaza bağımlı olduğumuz gibi buğdaya ve diğer ürünlere de neredeyse kesin bağımlı hale geldiğimizin farkında bile değiliz. Ekmeğimizin üzerinde buğdayın, yemeğimizdeki sebzenin nereden geldiği hangi ülkenin tohumuyla yetiştirildiği yazmıyor ki.
Bundan sonraki yazımda HİBRİT (melez) tohumdan bahsedeceğim.

1 yorum:

  1. Tohum hakimiyeti, bu gün nükleer güce sahip olmaktan daha büyük bir avantaj sağlayacak güçtür. Bu planlı gelişim pekçok ülkeyi açlıkla dize getirecek bir avantajdır üstelik tek silah sıkmadan. Gerçekten de Dehşet verici ve sinsi.

    YanıtlaSil